Katıldığımız Toplantılar

Avrupa Vakıflar Merkezi Genel Kurul ve Konferansı, 5-8 Haziran 2012, İrlanda

Avrupa Vakıflar Merkezi'nin (European Foundation Center - EFC) bu yılki genel kurul konferansının konusu Barış Yolu ile Sosyal Adalet ve Vakıfların Rolü idi. 500'den fazla vakıf temsilcisinin katıldığı konferans, seçilen konuyla ilişkili olarak Belfast, Kuzey İrlanda’da 5-8 Haziran 2012 tarihinde gerçekleştirildi. EFC’ye Türkiye’den katılan az sayıdaki kuruluştan biri olarak konferansta verilen önemli mesajları paylaşıyoruz.

Neden buradayız? Bağlamı anlamak...
Konferans başlamadan bir gün önce Kraliçe Elizabeth'in kraliçe olarak 60ıncı yılını doldurması nedeniyle yapılan törenler şehrin Protestan/Birlikçi mahallelerinde bayraklarla ve neşeyle kutlanırken, Katolik/Milliyetçilerin yasadığı batı kısmında görüntünün tamamen farklı olduğu bir şehir Belfast. Böyle bir ortamda gerçekleştirilen oturumlarda ele alınacak kavramları bir bağlama oturtabilmek için öncelikle Kuzey İrlanda’daki gerçekliği anlamak ve farklı seslerden tarihsel olayların yorumlanmasını ve gelecek için tahayyüllerini duymak gerekiyordu.

West Belfast Partnership Board'tan Geraldine McAteer ve Greater Shankil Partnership'ten Jakie Redpath sırasıyla biri Milliyetçi/Katolik diğeri Birlikçi/Protestan olmak üzere iki farklı toplumun aktivistleri olarak 25 yıl boyunca ortak bir payda bulabilmek ve her iki toplumun üyelerinin yaşamlarını iyileştirebilmek için dayanışma içinde yürüttükleri çalışmalardan bahsettiler. Konuşmacıların anlattıklarına göre çatışmaların en ateşli şekilde yaşandığı 1970 ve 80lerde her iki toplum da şiddetin yani sıra yoksullukla baş etmek zorundaydı. O zamanlarda Joseph Rowntree Charitable Trust gibi kuruluşlar küçük ölçekli kaynak merkezlerine fon sağlayarak yerel liderlerin yerel sorunları ele almalarına yardımcı oldular. Bu anlamda vakıflar barış söz konusu olduğunda bağımsız bir ses ve insanları birleştiren bir yapı olabiliyor.
Uzun yıllardır bölgede devam eden çatışmalar sadece politik değil ekonomik, sosyal ve ekonomik nedenlere de dayanıyor. Bu yüzden de siyasi bir barışın tek yönlü olacağı ve tam bir çözüm getirmeyeceği ortada. İnsanların evlerini terk ettikleri ve kalanların da işsizlik gerçeği ile baş başa kaldığı bu toplumda dönüşüm için hem dikey hem düşey temaslar ve etkileşimler kurmak; ayrıca uzun vadeli, birbirini takip eden nesilleri hedef alan projeler üretmek gerekiyor. Parçalanmış toplum yapısı devam etse de gelinen aşamada birçok değişiklik kaydedilmiş durumda. Bu değişiklikleri destekleyen aktörler olarak vakıflar işaret ediliyor. Özellikle 1994 barış görüşmelerinden sonra AB ve diğer uluslararası kuruluşların riskli bulduğu alanlara, örneğin eski tutuklularla çalışmak, vakıfların destek vermeye daha istekli oldukları biliniyor.
Vakıfların, uluslararası donörler olarak güvenli ve geleneksel destek alanlarında çıkarak çatışma sonrasında barış tesisi ve toplumsal dönüşüm gibi riskli alanlarda üretilen çalışmalara sağlayacakları katkıların yaşamsal sonuçlar doğuracağını bu örnekler gösteriyor. EFC bu konferansta vakıfların sosyal adaleti odaklarına almalarının artık zamanı geldiğini ve yerel sivil toplum kuruluşları ile uzun soluklu işbirlikleri kurmalarının önemini hatırlatmış oldu.

Topluluk temelli barış kurma surecinde filantropik müdahaleler
Şiddetli çatışma ve insan hakları ihlallerinin yaşandığı bölgelerde filantropik müdahalelerin zor olduğu kadar olumlu sonuçları da vaat ettiği de biliniyor. Çatışmalardan etkilenmiş iki alan olan Colombo, Srilanka'da ve Ciudan Juarez, Meksika'da barış tesisi ve dönüşüm girişimlerine liderlik eden sivil toplum kuruluşu temsilcileri kendi bölgelerinde nasıl bir rol oynadıklarını anlatılarken, Bangladeş, Hindistan, Sırbistan, Nepal, Kolombiya ve Kuzey İrlanda'da çalışan diğer yerel hibe sağlayıcı kuruluşların temsilcileri grup çalışmalarına kolaylaştırıcılık yaptılar. EFC konferansında uluslararası donör kuruluşlar ile yerel kuruluşların bir araya getirilmesi potansiyel ortaklıklar için iyi bir temel sağladığı gibi başarılı ve ilham veren örneklerin paylaşılmasına imkan tanıdı.
Bu tartışmalarda ve sunumlarda şu tespitler özellikle ilgi çekiciydi: Çatışmanın sona ermesi barışın tesis edildiği anlamına gelmediği için çatışmalar sonrasında daha farklı çalışmaların başlatılması gerekiyor. Kalıcı barış ve sosyal adaletin sağlanması için inisiyatif toplumun içinden çıkmalı ama uluslararası donörler genellikle yerel gerçeklikleri çok iyi bilmedikleri ve kendi dar ekonomik ve politik gündemleri olduğu için bu girişimleri gözden kaçırabiliyorlar. Yerel bilgiye sahip ve deneyimli kuruluşlarla çalışmak uluslararası fonların başarısı için önemli bir faktör olarak ön plana çıkıyor. Donörlerin gözden kaçırmaması gereken bir diğer konu ise insan hakları ile sosyo-ekonomik ve politik kalkınmanın birbiriyle bağlantısı. Donörler ayrıca büyük miktarlarda fon sağlamak yerine verdikleri hibeleri mali olmayan destek yöntemleri ile güçlendirmeliler.

Yeterince risk alıyor muyuz? En azından riskler hakkında konuşuyor muyuz?
Özellikle küresel ekonomik kriz vakıfları risk konuları hakkında daha fazla düşünmeye zorluyor. Acaba vakıfların ne kadarı riskin farklı boyutlarını gündemlerine alıyorlar ve buna karşı önlemler üretiyorlar? Barry Knight’ın sunmuş olduğu anket sonuçlarına göre vakıfların almaya hazır olduğuna inandıkları risk derecesi ile gerçekte aldıkları risk derecesi arasında ciddi bir uyumsuzluk var. Vakıflar risk konusunda konuşmaya gelince çok iyi olabiliyorlar ama iş sözü pratiğe geçirmeye gelince zorluklarla ortaya çıkabiliyor.
Yenilikçi ve yaratıcılığımızla övündüğümüz bir alanda faaliyet göstermemizde karşın risk söz konusu olduğunda alışık olduğumuz davranış kodlarına bağlı kalmayı tercih ediyoruz. Büyük vakıflara kıyasla küçük vakıfların, anaakım vakıflara kıyasla sosyal adalet üzerine çalışan vakıfların daha fazla risk aldığı biliniyor. Risk almaya yatkın kuruluşlar yapılan hataları gözden geçirme, bunlar hakkında konuşabilme ve dersler çıkarabilmenin faydalarını görüyorlar.
Herkesin riski karşılama şekli farklı. Aramızda hesap kitap yapmadan riskin içine balıklama atlayanlar kamikazeler de var, yaratıcı-maceracılık peşinde olup risk alanlar da, deneyimin vermiş olduğu güvenle risk alanlar da. Herkes için ideal bir risk alma davranışı ve yöntemi önerememize karşın, tüm vakıfları siyasi, mali, itibarla ve personel yeterliliği ile ilgili riskleri düşünmeye, bunlara karşı önlem almaya ve daha fazla risk almaya davet etmek yanlış bir çağrı olmazdı. Unutmamak gerekir ki risk olmazsa inovasyon da olmaz. Alınmayan risk kaçırılmış bir fırsat anlamına gelebilir. Risk almak vakıfların sorumluluğu olduğuna göre yönetim kurullarının gündemine riskin sokmanın zamanıdır.

Mali krizler görevimizi aksatmak için bir bahane olabilir mi?
Dünyayı saran mali kriz vakıfların yatırımları ve gelirlerini etkiliyor. Peki vakıflar bu zorluklara nasıl karşılık veriyor. Diana, Princess of Wales Memorial Fund kuruluşundan Astrid Bonfield kriz zamanlarında da vakıfların etki yaratmak için yararlanabileceği fırsat olduğunu söylüyor. Bonfield’ın vakfı anavarlığını küçütmek zorunda kaldı. Bu dönemde yönetim kurulunun yapısı ve rolleri değiştirildi. 500,000 pound’un altındaki hibeler için genel müdür yetkilendirildi. Böylece yönetim kurulu zamanını daha stratejik kararlar almak için kullanabildi. Bonfield’ın vakıf yöneticilerine can alıcı bir mesajı vardı: vakfınızın yapısı sırf hep öyle olduğu için onu değiştirmekten çekinmeyin. Diğer önemli mesaj vakıfların ilişkilerini gözden geçirmesi, bunları geliştirmenin yollarına bakması ve farklı türdeki ortaklarla çalışmaktan uzak durmamalarıydı.
Mali krizle birlikte vakıfların varlık değerlerinin düşmesi vakıfları uzun vadeli yerine kısa vadeli ihtiyaçlara odaklanmaya itiyor. Ancak bazı vakıflar uzun vadeli sorunların çözümüne yönelik taahhütlerinden dolayı hibe düzeylerinde değişiklik yapmaya direniyorlar. İtalya’da banka kökenli vakıflar ise verimsiz zamanlar için rezerve bulunuyor ve bu sayede anavarlığın değeri azalsa bile hibe miktarlarını düşürmüyorlar.
Mali krize rağmen aynı oranda hibe verme misyonlarına bağlı kalan kuruluşların temsilcileri olarak Bill and Melinda Gates Foundation’dan Jeff Raikes ve Compagnia di San Paolo’dan Piero Gastaldo farklı yelpazedeki aktörlerle ortaklık kurmanın ve özel sektör ile kamu sektörünün üstlenmekten çekindikleri yenilikçi müdahaleleri gerçekleştirme riski almanın önemine dikkat çekiyorlar. Vakıflar sektörler arası işbirlikleri kurarak bu riskleri aldıklarında bu alanlardaki başarı oranı arttığı gibi bu müdahalelerin sonrasında kendini dışarıda tutan aktörler açısından alanda çalışmak daha kolay hale geliyor.

Bu yılın Raymon Georis Yenilikçi Filantropi Ödülü Joseph Rowntree Trust’a
Joseph Rowntree Charitable Trust barış, siyasi eşitli ve sosyal adalet için çalışan bir vakıf. Vakfın çalışmaları filantropi ve sivil toplum sosyal ve politik manzaranın şekillenmesindeki rolünü ortaya koyuyor. Ayrıca vakıf sorunlarla yaşamayı daha kolay hale getirmek yerine, sorunların köküne inmeyi ve bunları ortadan kaldırmaya çalışması nedeniyle bu ödüle layık görüldü.

İhtiyacımız olan cesaret mi ilham mı?
Konferans, tüm dinleyenlerin neredeyse bir saat nefeslerini tutarak dinledikleri Güney Afrika Anayasa Mahkemesi Yargıcı Albie Sachs’ın konuşması ile sonlandırıldı. Yargıç Sachs tüm yaşamına insan haklarına adamış ve Güney Afrika’ya demokrasiyi getirilmesi için çalışmış önemli figürlerden biri. Sachs bir aktivist olarak öyküsünü kolunu kaybettiği ama hayatta kalmayı başardığı suikast girişimi anından başlatıyor. Sachs’ı hayatına yapılan bu müdahale ve tehdit yıldırmamış. Apartheid ve mutabakat döneminde ortaya çıkan adaletsizliklerin önünü almanın en iyi yolunun demokrasi ve kanunun üstünlüğünü sağlamak olduğunu görmüş. “İnsanların kollarını keserek mi öç almak istiyoruz. Elbette hayır eğer demokrasi ve hukukun üstünlüğünü getirebilirsek bu benim öcüm olur ve kollarımdan çiçekler açar diyerek özgürlük, eşitlik, barış ve sosyal adalet mücadelesi için bizlere ilham oluyor.”
Bu süreçte önce şüphe ile baktığı vakıflardan sonra büyük destekler almış. Sachs vakıfları riskli alanlara girmeye cesaret göstererek, yerel toplulukların seslerini duyurmalarına yardımcı olarak, dönüşüm projelerini destekleyerek ve desteklikleri gruplarla eşit bir ortaklık ilişkisi kurarak vermeleri gerekeni vermeye çağırıyor.

Ya bundan sonrası?
Önümüzdeki sene EFC Genel Kurul Toplantısı ve Konferansı Sürdürülebilir Şehirler – Vakıflar ve kentsel gelecek teması ile 30 Mayıs-1 Haziran 2013 tarihlerinde Kopenhag’da gerçekleştirilecek.
EFC, 18 ay içerisinde yeni etkinlik programı ile Brüksel’de Avrupa Vakıf Evinin kapılarını açmış olacak.
EFC’nin önümüzdeki dönemde gündemindeki en temel konu Avrupa Vakıf Kanunu (European Foundation Statute) olacak. EFC’nin yasa hakkında farkındalık uyandırmak ve bu yasanın kabul edilip yürürlüğe konulması için yürüttüğü çalışmalara farklı ülkelerden destek vermek mümkün.
EFC’nin yeni açmış olduğu Avrupa Vakıfları sitesi dileyen tüm vakıfların hikayelerini paylaşmalarına açık olacak. Bu site tüm paydaşların vakıfların neler yaptıklarını ve nasıl farklar yarattıklarını keşfetmeleri için bir bilgi paylaşım platformu olarak işleyecek.

Detaylı bilgi için http://www.europeanfoundations.eu

15/06/2012